Kalem Güzeli - Türk Hat Sanatı. www.kalemguzeli.org
Kalem Güzeli - www.kalemguzeli.org - Türk Hat Sanatı - Akademik Yazılar

Akademik Yazılar

  • Türk Hat Sanatında Hilye-i Şerîfler - Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Gündüz

  • Türk Hat Sanatında Hilye-i Şerîfler - Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Gündüz

    Müslüman sanatkârlar, İslam anlayışıyla bağdaşmadığına inandıkları için, kutsal kimselerin tasvirlerini yapmaktan kaçınmışlardır. Bu nedenle birkaç önemsiz minyatür dışında, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in resmini yapmaya hiçbir sanatkâr cesaret edememiş ve gerek duymamıştır. Bu yüzden, Hz. Peygamber'i tanıyanların ve görenlerin tariflerinden yararlanarak Hz. Muhammed (s.a.v.)'in özelliklerini yazıyla anlatma yoluna gitmişlerdir.

    Arapça bir kelime olan hilye, "süs, ziynet, cevher, güzel sıfatlar, güzel yüz" gibi anlamlar taşımaktadır. Hilye-i şerîf, hilye-i saadet ve hilye-i nebevî gibi isimlerle de anılan hilye, İslam edebiyatı ve hüsn-i hat sanatında Hz. Muhammed'in fiziksel özelliklerini, karakterini, insanî ve ahlakî niteliklerini, tavır ve hareketlerini anlatan eserlere verilen genel isimdir. Ayrıca kadrini yüceltmek amacıyla Hilye-i Şerîfe de denir. Hilyeler, Hz. Peygamber'in vefatından sonra onun nasıl biri olduğunu öğrenmek ve onu tanımak isteyenlerin çoğalması, onu tanıyanların, ona yetişenlerin bildiklerini anlatmasıyla oluşmuştur.

    Rivayete göre, hastalığı sırasında kızı Hz. Fatıma'nın, bir daha yüzünü göremeyeceği endişesini dile getirmesi üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.), damadı Hz. Ali'ye "Hilyemi yaz; benden sonra onu gören, beni görmüş gibi olur." demiştir.

    Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: "Benimle müşerref olamayan ümmetim, benden sonra, benim hilye-i şerîfemi yazanların yazdıkları hilyelere nazar etmek suretiyle izhar-ı muhabbet etmiş olurlar. Benim hilyemi görenler ve okuyanlar, okumasını bilmeyip yüz ve gözlerine sürüp, ruhuma salavat-ı şerif okuyanlar, beni görmüş gibi olurlar. Ümmetimden her kim, kadın veya erkek hilyemi böylece taşısa, cehennem ateşinden âzad olur. Sırat'ı benim nurumla geçer ve Cennet'e benim nurumla girer ve dahî hangi evde benim hilyem bulunsa ve tarif üzere ziyaretini yapsa, o haneye hırsız, ecinni ve şeytan, hastalık, sihir, efsun giremez ve ateş kar kılmaz. Sıdk-ı hulus ile taşıyan, her murada erer. Hak Teâlâ’nın hıfz-ü emanında olur ve o evde Halil İbrahim bereketi bulunur; fakirlik girmez, gam ve gussa görmez, her türlü sıkıntılara karşı faydasını görür. Hasta nazar etse şifa bulur. Fakir nazar etse, ganî olur. Bahtı kapalı olanlar nazar etseler, bahtı açılır ve talihi küşad olur. Ehl-i sefer nazar etse ve dahî götürse, okusa ve yüzüne gözüne sürse, cümle bela ve kazalardan ve dertlerden kurtulur ve yeni ay gördükte hilyeme nazar etse ve salavat-ı şerife okusa o ay içinde hiçbir bela ve kaza görmez ve füc'eten ölmeden ve mekkârlar ve sehhârlar ve cadılar şerrinden Allah muhafaza kılar..."

    Hilyelerin esasını, çoğunu Hz. Ali, Hz. Ayşe ve Hz. Hasan'ın, kimilerini de Abdullah bin Ömer, Enes bin Malik, Ebu Hüreyre, İbn-i Halid, Ebu Tufeyl gibi güvenilir hadis rivayetçilerinin ifadeleri ve aktardıkları hadisler oluşturur. Bu bilgiler bağımsız bir eser durumuna gelmeden önce, kişilerin belleğinde saklanır veya hadis ve siyer kitaplarında parçalar halinde bulunurdu.

    Eseri büyük olarak görebilmek için lütfen tıklayınızHz. Peygamber'in hilyesi hakkındaki rivayetler hadis kitaplarında "Şifâtü'n Nebî" ve "Feza'il" gibi başlıklar altında verilmiştir. Bu rivayetleri, hadis kaynakları yanında çeşitli eserlerden derleyip bir arada değerlendiren ve "Şemail" adıyla bir ilim haline getiren İmam Tirmizî (01.278/892), Kadı Ebü-l Fazl İyas bin Musa el Yahsübî (Ö. 543 - 1149) gibi müellifler, hilye konusunu şemail kitaplarının Hz. Peygamber'in vücut yapısıyla ilgili özelliklerin anlatıldığı "Halku Rasulullah" adlı ilk bölümünde incelemişlerdir. "Hasâisü'n-Nebî" türü eserler içinde de, hilye hakkında bilgi bulunmaktadır. Hz. Muhammed’i görmüş ve sohbetinde bulunmuş kişiler, onun vasıflarım kendi ilim ve idrakleri ölçüsünde tespit etmeye çalışmışlar; bu durum, hilye konusunda değişik rivayetlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur, söz konusu rivayetlerde Hz. Peygamber'i layıkıyla anlatabilmek için devrin Arapça'sında çok sık rastlanmayan kelimeler kullanılmıştır. Bu nedenle rivayetlerin anlaşılması için bunların şerh edilmesi yoluna gidilmiş ve bu ihtiyaç aynı zamanda tercümeyi de gerektirmiştir, İmam Tirmizî’nin şemail ve hilye türü eserlere kaynak olan Arapça "Eş-şema'ilü-n Nebeviyye ve'l-Hasailü'l-Mustafaviyye''sinin birçok şerhi bulunmaktadır. Diğer bir eser de Kadı Ebü-l' FazI İyas bin Musa el Yahsübi’nin "Kitab-üş Şifa bi Ta'rif-i Hukûk-il Mustafa"dır. Bu kaynaklar, asırlar boyu yapılan şerhleri, haşiyeleri ve tercümeleriyle İslam edebiyatının en başta gelen iki klasiğini oluştururlar. Hoca Sâddettin Efendi'nin 988/1580'de kaleme alınmış "Risaletü'ş-Şemailiyye (Hilye-i Celiyye ve Şemail-i Aliyye)" adlı eseri, sadece hilye hadislerinin tercümesini veren en eski mensur hilye örneği kabul edilir. Diğer bazı Türkçe eserler de "Şemail" adını taşımakla birlikte, yalnızca hilye hadislerinin tercüme ve şerhinden ibarettir. Bu özellik şemail kelimesinin hilye anlamında da kullanıldığını gösterir.

    Hilyelerde genel olarak Hz. Muhammed'in fiziksel özellikleri anlatılmaktadır. Bazı eserlerde ruhî yapısıyla ilgili özelliklere de yer verilmiştir. Bu tarzın en tanınmış örneği Nahîfînin "Hilyetü'l-Envar" isimli eseridir. Zaman içinde diğer peygamberler, Hulefâ-yi Raşidin ve Aşere-i Mübeşşere ile din ve tarikat büyükleri için de hilyeler yazılmıştır.

    Hat Sanatında Hilyeler

    Levha Hilyeler

    Hz. Muhammed'in hilyesi hakkında bilgi sahibi olmanın sağlayacağı faydalara dair teşvik edici rivayetler nedeniyle, Müslümanlar arasında önce bir saygı göstergesi olarak göğüs cebinde taşınmak üzere nesih hattıyla yazıldığı bilinen hilye metinlerinin, ilk defa 17.yüzyılın en meşhur hattatı Hafız Osman (1052/1642 - 1110/1698) tarafından levha şeklinde yazıldığı kabul edilmektedir. Levha olarak hilyeyi yazan ilk hattatın Büyük Derviş Ali (Ö.1024/1673) olduğu söylense de bunu doğrulayan bir örneğe rastlanmamıştır.

    Eski hattatlardan gelen bu konudaki rivayetler, bilinen kalıplaşmış hilye şeklinin benzeri hiçbir levha çalışmasına Hafız Osman'dan önce rastlanmayışı, onun hem bu formu geliştirmeye yönelik denemeleri, hem de farklı hilye metinlerini araştırıp bulma ve bunları yazmaktaki gayretine dair bilgiler, bunun doğruluğunu göstermektedir.

    Hafız Osman, hilye için bu formu geliştirmeden önce katlanarak göğüs cebinde taşınabilecek boyda ve yalnız nesih hattıyla, Türkçe mealli hilyeler yazmıştır. 22x14 cm ölçüsünde, üç asırdan fazla bir zaman önce, dikey dört sütun üzerine düzenlenmiş olan, Arapça bilmeyenlere de hitap etmek amacıyla hilyedeki asıl metin düz satır halinde, Türkçe tercümesi ise çok ince bir nesih hattıyla düz satırı üçgene tamamlayacak biçimde yazılmıştır. Bu ilk örnekten sonra, Hafız Osman'ın yüzyıllarca devam edecek olan hilye formuna geçerken, Hz. Ali rivayetinin sadece Arapça metnini yazmaya başladığı görülmektedir.

    Hafız Osman, hilyelerinde besmele, ayet ve Dört Halife'nin isimlerini sülüs, hilye metnini nesih, imzayı nesih veya icaze-rika hatlarıyla yazmış; bazen besmele için muhakkak hattını kullanmıştır.

    Eseri büyük olarak görebilmek için lütfen tıklayınızHattatlar hilye yazmaktan onur duymuşlar, hilye yazmayı şeref kabul etmişlerdir. Hafız Osman'dan sonra güzel hilye yazan hattatlar arasında ilk akla gelenler, Yedikuleli Seyyid Abdullah (1081/1670-1144/1731), Mahmud Celaleddin (0.1245/1829), Yesarîzade Kazasker Mustafa İzzet Efendi (ol. 1265/1849), Kazasker Mustafa izzet Efendi(1216/1801-1293/1876), Mehmed Şefik. (1235/1819-1297/1880), Mehmed Şevki (1245/1829-1304/1887), Yahya Hilmi (1249/1833-1325/1907), Hasan Rıza (1265/1849-1338/1920), Ahmed Kamil Akdik (1278/1861-1360/1940) ve Hamid Aytaç (1309/1891-1402-1982)'dir.

    Hilyeler çeşitli boyda yazılmıştır. Göğüs cebinde taşınacak ölçülerde yazılmış olduğu gibi büyük duvarlara asılmak üzere, iki metreyi aşan boyda yazılmış olanları da vardır. Hilye boyutları büyüdükçe, kullanılan hatlar da celîleşir (irileşir). XIX. yüzyılda büyük boy kâğıt üretimi arttığı için, hilyeler daha büyük boyutta yazılmaya başlanmıştır. Büyük boyutta hilye yazımını, her boyda yaklaşık 200 hilye yazmış olan, Kazasker Mustafa İzzet Efendi başlatmış; böylece sülüs-muhakkak ve nesih yazıları da "celî özelliğini kazanmıştır.

    Yine çok sayıda hilye yazan Hasan Rıza, büyük boyutlu hilyelerin etek kısınma celî sülüs hattıyla "Sen olmasaydın, sen olmasaydın, ben bu alemleri yaratmazdım." mealindeki kutsî hadis kabul edilen metni ekleyerek, hilye boyunu iki metrenin üzerine çıkarmıştır (İ.Ü. Ktp., Ay, nr.4282 ve Bâlâ Camii). Mehmed Fehmi, metin kısmında sülüs hattını kullanmasının yanı sıra hilyelerde gubarî hattına da yer vererek bunlarla çiçek motifleri oluşturmuştur (TSMK, Güzel yazılar, nr. 1312). Özellikle XVIII. yüzyıl sonu ve XIX. yüzyıl başlarında, kimi hilyeler tahta üzerine yapıştırılmış kâğıtlara yapılmıştır. Bu tür hilyelerin çoğu, iç kurtları tarafından delik deşik edilmiş ve pek çoğu camsız, çerçevesiz muhafaza edildiği için, kimi yerleri bozulup dökülmüş islenmiş olarak karşımıza çıkarlar. Ahşap üzerine yapıştırılan eski hilyelerin üst kısımları tepelik oluşturacak şekilde oyulup kesilmiş; buralara taç şeklinde zengin bir tezhibin yanı sıra Medîne-i Münevvere ve Ravza-ı Mutahhara, bazen de Kabe minnyatürleri ayrı ayrı ya da birlikte yapılmıştır.

    Hilye Metinleri

    Hz. Muhammed (s-a.v.)'in Hilyesi

    Eseri büyük olarak görebilmek için lütfen tıklayınızHilyelerde rastladığımız metinlerin büyük bir kısmı Hz. Ali'den rivayet edilen metindir. Ayrıca başka rivayetler de bulunmaktadır. Klasik bir hilyede göbek kısmındaki metin dokuz satır, etek kısmındaki metin ise beş satırdır. Bu satır sayılan tek sayı kuralı bozulmamak kaydıyla değişebilir. Hilyeler, Hz. Ali, Enes b. Malik, Ebü Hüreyre, EI-Berra b. Azîb, Hz. Ayşe, Cabir b. Semure, İbni Abbas, Hz. Peygamber'in üvey oğlu Hind b. Ebi Hale tarafından rivayet edilmiştir. Bu arada, Hicret yolculuğu sırasında Hz. Muhammed (s.a.v.)'in bir ara çadırında dinlenip koyununun sütunu içtiği "Ümm-i ma'bedin söylediklerinin de önemli bir yeri vardır, çünkü, Ümm-i Ma'bed olarak anılan, henüz Müslümanlığı seçmemiş bir kadının Hz. Peygamber hakkındaki sözlü tasvirleri ile diğer sahabelerin anlattıkları arasındaki benzerlik ve uygunluk, bu sözlere ayrı bir önem kazandırmaktadır.

    Hz. Ali'nin (Ö.661) rivayeti olan metnin düzenlenme şekline göre tercümesi şöyledir:

    "Hz. Ali (Allah ondan razı olsun), Hz. Peygamber'i (Allah'ın salât ve selamı onun üzerinde olsun) vasfettiği zaman şöyle buyurdu: Hz. Peygamber'in boyu ne çok kısa ne de çok uzundu, orta boyluydu. Ne kıvırcık kısa, ne de düz uzun saçlıydı; saçı kıvırcıkla düz arasında idi. Değirmi yüzlü, duru beyaz tenli, iri siyah gözlü ve uzun kirpikliydi. İri kemikli ve geniş omuzluydu. Göğsü ortadan karnına kadar kılsızdı. İki avucu ve tabanları dolgundu, yürüdüğü zaman sanki yokuş aşağı iner gibi rahatlıkla giderdi. Sağına ve soluna baktığında bütün vücuduyla dönerdi. İki omuzu arasında "nübüvvet mührü" vardı. Bu, onun son peygamber oluşunun nişanesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, heybeti karşısında sarsılırlar, fakat üstün özelliklerini bilerek sohbetinde bulunanlar Onu her şeyden çok severlerdi. Onun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse: 'Ben gerek ondan önce ve gerekse ondan sonra, Rasulullah gibi birisini görmedim...' diyerek onu övmek konusundaki yetersizliğini itiraf ederdi. Allah'ın salât ve selamı onun üzerine olsun."

    Eseri büyük olarak görebilmek için lütfen tıklayınızHilye metnini okuyan bir kimse, Hz. Peygamberi anlatan sözlerin ne kadar özenle seçildiğini görecektir. Bir insanı sözle tarif etmek oldukça güçtür. Kaldı ki tarif ve tasvir edilen kişi Hz. Peygamber ise, bu iş daha da zorlaşır. Buna rağmen değişik kişilerin söyledikleri arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardır ve her birinin anlattığı, diğerini tamamlar niteliktedir.

    Hilye Levhalarında Kullanılan Yazı Çeşitleri

    Hilye levhalarının yazımında en çok kullanılan yazı çeşitleri, "Aklam-ı Sitte"de yer alan muhakkak, sülüs, nesih ve ta'lîk yazıdan gelişen nesta'lîk hatlarıdır. Bu yazılara ilaveten küfî, gubarî ve icaze hat çeşitleriyle yazılmış veya bu yazı çeşitlerinin birlikte kullanıldığı hilye örneklerine de rastlamak mümkündür. Bu yazı çeşitlerini, kullanım sıklığına göre şu şekilde gruplandırabiliriz.

    • Sülüs - nesih
    • Muhakkak - sülüs - nesih
    • Nesta'lîk

    Hz. Peygamber'i tasvir eden Hilye-i Şerifeleri yazıp tezhiplemekte, hattat ve müzehhipler tüm hünerlerini göstererek sanatlarıyla yarışır haldedirler. Hilyelerin manevi özelliği, grafik tasarımındaki mükemmellik ve yazı dışında kalan boşluklar, müzehhipleri çekici bir şekilde davet eder. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hilyesini yazmak ve tezhiplemek, hattat ve müzehhipler için onur ve sanatlarını uygulamada ulaşacakları son noktadır.

    Hilyelerin yazılacağı kâğıt özenle seçilmiş ve kâğıdın insanın gözünü yormayacak renkte olmasına dikkat edilmiştir. Genellikle şekerrenk ve nohudî gibi sarıya çalar renkler tercih edilmiştir. Açık tonda zeytunî yeşil renkli kâğıt üzerine yazılmış örnekler de bulunmaktadır.

    Eseri büyük olarak görebilmek için lütfen tıklayınızHilyelerde hattın, yazıldığı kâğıt ile uyum sağlamasına nasıl dikkat ediliyorsa, tezhibin renklerinin de o denli hassas ve uyum içerisinde olmasına önem verilmiştir. Hilyelerin tezhibinde her renk gelişigüzel kullanılmamış, birbirine uyan ve birbirini tamamlayan renkler tercih edilmiştir.

    Hilye tezhiplerinde en çok tercih edilen çiçek, güldür. Gül, Hz. Peygamber'in simgesidir. Hz. Peygamber'in teri gül kokar. XVIII. yüzyıl ve XIX. yüzyıllarda hilye tezhiplerinde Mekke (Mekke-i Mükerreme) ve Medîne (Medîne-i Münevvere ve Ravza-i Mutahhara) minyatürlerinin de yer aldığı görülmektedir. Mekke ve Medine minyatürleri, genellikle hilyenin dış pervaz üst kenarı üzerine bazen de besmelenin yazıldığı başmakamın her iki tarafına veya "oklu besmele"nin oku üzerindeki boşluğa, kimi zaman da hilyenin koltuklarına yapılmıştır.

    Hilyelerde çoğu zaman satır aralarına ve yazılardan kalan boşluğa altınla "beyn-es sütûr" yapılmıştır. Ayrıca metinde cümle bitimlerine altın ve renkle yapılan "durak" adı verilen noktalar, özellikle XIX. yüzyılda son derece renkli, çekici ve çeşitlidir.

    Hilye Levhalarının Bölümleri

    Hafız Osman tarafından geliştirilen klasik hilye formunda şu bölümler yer almaktadır.

    1. Başmakam

    Buraya "besmele" veya "eüzu besmele", bazen de besmelenin içinde geçtiği Nemi Süresi'nin 30. ayeti yazılır.

    2.Göbek

    Hilye metninin başladığı ve büyük bir bölümünün yer aldığı kısımdır. Genellikle dairesel olmakla birlikte, özellikle nesta'lîk hattıyla yazılan metinler için oval ya da dörtgen şeklinde düzenlenmiş olan bu bölüme "gövde" adı da verilmektedir.

    3. Hilal

    Göbek kısminin daire formunda düzenlenmesi durumunda, uçları yukarıda birleşerek göbeği çevreleyen bölümdür. Genellikle sıvama altın sürülüp bırakılan, bazen de tezhiplenen bu bölüm, her hilyede bulunmayabilir. Hz. Muhammed (s.a.v.) dünyayı nuruyla aydınlattığı için güneş ve aya benzetilmiş, dolayısıyla hilyenin göbek kısmında güneş, onu çepeçevre saran bölümde de hilal şekli oluşturulmuştur. Hilyenin göbek kısmında hilalin dışında kalan ve kareye tamamlanan alanın dört köşesine Hulefâ-yi Raşidîn (Dört Halife) isimleri yerleştirilir.

    4. Hz. Ebubekir, 5. Hz. Ömer, 6. Hz. Osman, 7. Hz. Ali

    Bu bölümlerde bazen Hz. Muhammed (s.a.v.)'in dört isminin
    (Ahmed, Mahmûd, Hâmid, Hamîd) yazıldığı örnekler bulunmaktadır. Hilyenin göbek kısmında kimi zaman "Aşere-i Mübeşşere" (Cennetle müjdelenmiş on sahabe) adlarının, "Esmâ-i Hüsnâ"nın veya "Ashâb-ı Kehf” ve tüm peygamber adlarının yer aldığı hilyeler de görülmüştür.

    8. Ayet

    Bu kısma Hz. Muhammed'le ilgili bir ayet yazılır. En yaygın olan Enbiya Sûresi'nin 107. ayetidir: "Ve mâ erselnâke illa rahmeten lil-alemîn" (Biz seni ancak alemlere rahmet olsun diye gönderdik).

    Diğer ayetler:
    "Ve inneke le alâ huluk(ın) azîm (in)" (Hiç şüphesiz sen büyük bir ahlâka sahipsin). Kalem Sûresi 4. ayet.
    "Ve kefa bi-llâhi şehîd(en) Muhammed (un) rasülullah" (Muhammed'in Allah resulü olduğuna Allah'ın şehâdeti yeter). Fetih Sûresi 28 ve 29. ayetler.
    Kelime-i Tevhîd'in yazılı olduğu örnekler de bulunmaktadır.

    9. Etek

    Hilye metninin devamı ve duanın bulunduğu bölümdür. Bu bölümün en son satırında hilyeyi yazan hattatın imzası ve yazılış tarihi yer alır.

    10 ve 11. Koltuklar

    Çoğunlukla dikdörtgen biçimindeki bu alanlar mutlaka tezhiplenir. Bazı hilye örneklerinde hattatın imzasını ve yazılış tarihini bu bölümlere taşıdığı görülür.

    12. İç Pervaz, 13. Dış Pervaz

    Yukarıda sözü edilen bölümler iç pervaz ve dış pervaz ile çevrelenir. İç ve dış pervazların kalınlığı, hilyenin boyutlarına göre belirlenir ve tezhiplenir.

    Bibliyografya

    ACAR, M. Şinasi, Türk Hat Sanatı (Araç Gereç ve Formlar), Antik A.Ş. Kültür yayınları, İstanbul, 1999.
    ALPARSLAN, Ali, Osmanlı Hat Sonatı Tarihi, İstanbul 1999.
    DERMAN, M. Uğur, "Hilye", Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 018, İstanbul, 1998.
    DEVELLİOĞLU, Ferit, Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, 1984.
    GÜNDÜZ, Hüseyin, Hat Sanatının Teknik ve Estetik Ölçüleri (Sanatta Yeterlilik Tezi, Mimar Sinan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 1994.)
    PAKALIN, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü I, İstanbul, 1983.
    TAŞKALE, Faruk, "Hat Sanatı Yapıtlarından Seçkin Örnekler Hilyeler", Antik Dekor, İstanbul 1990, S.7, S.90-96.
    TURAN, İlhami, "Hat ve Tezhip Sanatının Şaheserleri Hilyeler", VlP, İstanbul, 1992, S.23.
    UZUN, Mustafa, "Hilye", Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi, C18, İstanbul, 1998.

    Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Gündüz, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Ana Sanat Dalı Öğretim Üyesi
    İSMEK El Sanatları Dergisi, Sayı 2, 2006.
    İnternet: http://ismek.ibb.gov.tr/ismek-el-sanatlari-kurslari/webedition/File/ekitap/el_sanatlari2/dergi2bl1.pdf
    http://ismek.ibb.gov.tr/ismek-el-sanatlari-kurslari/webedition/File/ekitap/el_sanatlari2/dergi2bl2.pdf

     

     

     

    Sonraki içerikSonraki içerik

    Akademik Yazılar menüsüne ait diger içerikler...

    1. Hat Sanatında Gubari Yazı ve Hattat Mehmed Nuri Sivasi - Cafer Kelkit
    2. Türk Hat Sanatında Hilye-i Şerîfler - Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Gündüz
    3. Yitik Mirasın Peşinde Süleymaniye Camii'nin Tâk-ı Kebîri - Süleyman Berk
    4. Hat sanatı alanında kültür mirasımız yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu? - Prof. Dr. Hüsrev Subaşı
    5. Eğitime Sanatın Katkıları ve Yansımaları - Prof. İlhan Özkeçeci
    6. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Kur'an Koleksiyonunun Hat ve Hattatları - Dr. Süleyman Berk
    7. Bugünün Ustaları Geçmişin İzinde - Yrd. Doç. Dr. Fatih Özkafa
    8. İstanbul'un Meşhur Hattatları - Doç. Dr. Köksal Alver
    9. Vefatının 35.yılında Necmeddin Okyay Kitabı
    10. İstanbul: Açıkhava Hat Müzesi (İstanbul Kitabelerinden Seçmeler)
    11. "İstanbul'un 100 Hattatı" Kitabı
    12. Mihrapta Hüsn-i Hat - Yrd. Doç. Dr. Süleyman Berk
    13. Klasik Sanatlar Yıllığı 2014 yayımlandı
    14. Sanat Yarışmaları Hakkında - Savaş Çevik
    15. Celî Dîvânî Yazıların Anatomik Yapısı ve Kompozisyon Özellikleri - Savaş Çevik
    16. Unutulan Değerlerimizden Hattat Karînâbatlı Hasan Hüsnü Efendi - Prof. Dr. Muhittin Serin
    17. Klasik Sanatlar Yıllığı 2015 yayımlandı

     

    Site Hakkında

    ARAMAARAMA
    Hat Eserleri Galerisi


    Hat Eserleri Galerisinden...

    Hilye-i Şerîf - Eseri büyük olarak görmek için tıklayınız

     
     
    Sayfa başına dön Bu sitede yer alan eserlerin tüm hakları sahiplerine aittir. Sahiplerinden izinsiz kopyalanamaz,
    çoğaltılamaz ve başka mecralarda yayınlanamaz. Tüm hakları Yayın sponsoru: OrtaklarWeb tasarım: Korelasyonsaklıdır.

    Kalem Güzeli - www.kalem-guzeli.org 2008 - 2018