Kalem Güzeli - Türk Hat Sanatı. www.kalemguzeli.org
Kalem Güzeli - www.kalemguzeli.org - Türk Hat Sanatı -



  • Hat sanatı alanında kültür mirasımız yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu? - Prof. Dr. Hüsrev Subaşı

  • Hat sanatı alanında kültür mirasımız yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu? - Prof. Dr. Hüsrev Subaşı

    Değerli hanımefendiler, beyefendiler;

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Yarım asırdır bu şehirde yaşayan bir fert olarak övünçle söylüyorum ki, İstanbul, dünya üzerinde hüsn-i hat sahasında en kıymetli, en güzel ve en nadide eserlerin onca nâbîn göze rağmen merkezi durumundadır. Bu güzel kenti hat sanatının payitahtı haline getiren İbnü'ş-Şeyh Hamdullah'tan (Ö.1520) Hamid’e (Ö. 1982) dek ortaya konmuş pek nefis ve müzehhep hatlarıyla Mushaf-ı Şerifler başta olmak üzere, hilyeler, sülüs nesih kıt'alar, murakka'lar, fermanlar, beratlar ve duvarlara asılı ya da nakşedilmiş celi hatların en güzelleri onca talana rağmen yine de bu şehirde bulunmaktadır. Ve İstanbul, hala da dünyanın çok çeşitli bölgelerinde genelde İslam sanatları ve özelde hat sanatı üzerinde çalışanlara tüm zenginlikleriyle kaynaklık etmeyi sürdürmektedir.

    Şu an bizleri izleyen pek muhterem zevatın da bildiği üzere, eski hat eserleri kitap ve levha boyutlarında müzelerde, kütüphanelerde, özel koleksiyonlarda, camilerde ve ayrıca kitabe boyutunda ise cami, medrese, han, hamam, dergâh, sebil, çeşme, köprü, kışla ve mezar tası gibi mimari eserlerde karsımıza çıkmaktadır. Ayrıca madenî ve ahşap zeminlerde de nefis hat örneklerine rastlamaktayız. Onlar bütün güzellikleriyle tarihi eserlerimizi ve koleksiyonlarımızı süslemektedirler. Elif, sadece bir harfin adı değil, belki de Mustafa Rakım ile celî sülüste gelinen noktada boy pos ve endam güzelliği ile kızlarına ad koymak isteyen ebeveynlerin en kısa dua metnidir. Bu yönüyle o millî edebiyatımızın ve şiirimizin, hatta musikimizin de gözde konusudur.Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?

    Peki, acaba bu muhteşem mirası yeterince koruyor ve değerlendirebiliyor muyuz?

    Bu güzide toplulukta konuya kalem isçiliği cihetiyle yaklaşacak uzman arkadaşlarımız bulunmaktadır. Onların bu mevzu etrafında söyleyeceklerini az sonra hep birlikte takip edeceğiz. Bendeniz konuya, onların alanını da katmakla birlikte daha çok genel bir çerçeveden bakmaya çalışacağım. Dolayısıyla sizlerle birlikte daldan dala konacak, bana ayrılan sürenin elverdiği ölçüde müzelerden camilere, sahaflardan sanat çarşılarına kadar her yeri bu gözle dolaşacak ve olaylara ve objelere hat sanatında sahip olduğumuz emsalsiz mirası ve o azim kültürü yeterince koruyabiliyor muyuz noktasından yaklaşacağız.

    Müzelerde koruma problemleri

    Değerli dostlar...

    Söz konusu alanda mevcut mirasın tamamını temsil etmiyorsa da en belli başlı koleksiyonları bünyesinde barındırması acısından ilk etapta kendisinden söz edeceğimiz kurumlar müzelerdir. Eskiden sadece devlet eliyle kurulan bu mekânlarda çok zengin eserler bulunduğu gibi, artık son yıllarda bir bir açılan özel müzeler de pek kıymetli eserlere ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye'de sizlerce de bilinen belli başlı müzelerde toplanan hat eserlerinin genelde korunduğu söylenebilir. En azından koruma, bakım ve teşhir tekniklerinde eskiye nazaran çok daha iyi noktalarda olduğumuz malumlarıdır. Bu eserlerin bu kültür mekânlarına intikali bazen satın alma, bazen de hibe yoluyla gerçekleşmektedir. Bir de idarî tasarruflarla çeşitli mekânlarından toplanarak müzelere intikal etmiş eserler söz konusudur. Kapatılan tekkelerden getirilen levhalar ve yazmalar buna örnek olarak gösterilebilir. Hatta şu son birkaç yıldır çalınmasına engel olunamadığı gerekçesiyle camilerden toplanarak vakıf müze ve depolarına intikal eden eserler de taze bir örnek olarak burada zikredilebilir.

    Koruma, bakım ve sergileme konularında özel müzelerin devlet müzelerini çoktan geride bırakmış bulunduğunu burada ifade etmeliyim. Çünkü oralarda müzecilikte çağı yakalamak hedefiyle çalışılmaktadır. Diğer konularda olduğu gibi kültür üretmede de ticarî kafa bürokrat mantığından daha atak davranabilmektedir. Üstelik buralarda kadro ve finans konularında da bir sıkıntı yaşanmamaktadır. Devlet müzelerindeki tecrübe birikimini de bu yeni organizasyonlar adeta kapmakta ve pek ustaca değerlendirmektedirler.

    Beri tarafta ise hem finans sorunu, hem de kadro ve uzmanlık sorunları gündemin baş maddesidir. Uzman istihdamı gerçekten ciddî bir sorundur. Bir müzenin başına o müzenin ağırlıklı teşhir alanının dışındaki alanlarda uzman olmuş birini getirirseniz yanlış olur.

    Bir müzenin yönetimi yıllar öncesinin imkansızlıkları içinde oluşturulmuş çocukça, gülünç ve literatür dışı tanıtımlar içeren envanter kayıtlarını yıllardır düzelt(e)miyorsa, sebebine eğilmemek ve gereğini yapmamak yanlış olur.

    Eski bir örnek olmakla birlikte bir müzenin deposunda yaş bezle canına okunan Sultan Abdülmecid imzalı bir celî levha hala gözlerimin önündedir.

    Müzeye girdiği zaman çekilen resmi envanter defterine konmuş temiz ve bütün bir celî levhayı bundan 6 ay önce müzede paramparça görmek çok üzücü ve düşündürücü olmuştur!

    Camekânlı dolap üzerine su sıkıp içinde sergilenen Selçuklu dönemine ait Kur'an-ı Kerim'i perişan eden hizmetliyi hatırladıkça her defasında yeniden üzülürüm.

    Topkapı Sarayı'nda çocukluğumuzda gezip gördüğümüz Hırka-i Saadet Dairesi ile Kütüphane binası arasında bir hat seksiyonu vardı. Onca nadide Mushaf, levha, kıt'a ve murakkanın süslediği büyük salonda mekâna hakim pozisyonda duvarı kaplayan bir Kanuni tuğrası vardı. Simdi acep nerelerdedir? Bu güzel seksiyonun açılışının yıllardır niçin ertelendiğini ve ötelendiğini kimden sormamız gerekiyor? Şu an sergilenen objeler bu ötelenenlerden daha mı değerlidir? Bunu hangi uzmanlık belirliyor?

    Vakıflar bünyesinde hizmet veren bir Hat Sanatları Müzesi vardır, yöneticilerinin yıllardır imkansızlıktan, elemansızlıktan ve yer yetersizliğinden şikayet ettiği bir müze… Buranın modern anlamda hizmet vermesi için ne gerekiyorsa yapılmalı, o güzelim eserler çürümeye terk edilmemelidir...

    Büyükşehir ve bakanlık bünyesinde hizmet veren restorasyon atölyelerinin yetişmiş elemanla takviyeye, mevcut personelin yurt içi ve yurt dışında teknik düzeylerini artıracak ek eğitime ihtiyacı vardır. Nadide yazmalar el cildinde daima mevcut yağ ve tozu umursamadan eldivensiz çalışan bir anlayışa teslim edilmemelidir.

    Tamir adına tahrip operasyonları

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Hat eserlerine meşher olmak bakımından müzeler gibi çok önemli bir başka sergileme alanı da camilerdir. Yakın zamanlara kadar buralar iç dekorasyon muhtevası ile müzelerden de öndeydi. Çalına satıla, atıla bozula bu güzel Osmanlı ve Selçuklu ibadet mekânları, dâhilî donanımın estetik orijinalitesi bakımından büyük ölçüde eski değerlerini yitirdiler. Hele restorasyon adına yapılan tahribatın derinliğini tarif bile edemezsiniz.

    Önemli bir İstanbul camiinde bez üzerine yazılmış celî sülüs zerendud bir levhanın L biçiminde yırtılan ve sarkan parçasının çivi ile duvara tutturulmuş olduğunu gördüğümde donakalmıştım. Camilerde solmuş görünen eski hatları canlandırma çabaları çoğu zaman kötü örneklerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Yıllar önce katıldığım bir bilimsel kongrede Türkiye'nin ayaktaki en büyük camiini nasıl ustaca restore ettiklerini ballandıra ballandıra anlatan bir mimarın, perdeye aksettirdiği görüntülerdeki cami yazılarının nasıl bozulduğunu görememesine çok şaşmıştım.

    Genel cehalet yanında ihale şartlarının da beslediği aceleci ve ucuzcu tavır sahipleri, hiçbir zaman ehliyetle çalışmayı yeğlememiş, o güzelim ve nadide hatlar, bu sahada hiçbir el ve göz eğitimi almamış sıvacı ve boyacı ustalarının elinde yok olup gitmiştir. Örnek mi istiyorsunuz? Saymaya kalksam evlerinize dönemez, burada gecelersiniz…

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Bu cehalet ahtapotunun kollarından kendini kurtaramamış örnekler arasında hepinizin yakinen bildiği meşhur camiler de var. İstanbul Fatih Camii, Edirne Selimiye Camii, Edirne Eski Camii, Beşiktaş Sinan Paşa Camii, Üsküdar Altunizade Camii, Üsküdar Selimiye Camii, Üsküdar Aziz Mahmud Hüdai Camii, Eminönü Küçük Ayasofya Camii, Sultanahmet Camii, Cerrahpaşa Camii, Şehzade Camii, Mesih Ali Paşa Camii, Nişancı Mehmet Paşa Camii, Selçuk Sultan Camii, Kanunî Türbesi ve daha pek çok cami ve benzeri yapıda pencere üstleri, kubbeler, yarım kubbeler, pandantifler ile buna mümasil iç mekânlarda yer alan yazılar restorasyonlar sırasında maalesef korunamamış, nâehil eller tarafından çok kötü biçimde bozulmuştur.

    Yukarıda adlarını verdiğim camilerin yarısı eski yıllara, diğer yarısı ise şu iki-üç yıl içindeki yeni restorasyon tahribatına örnek olarak zikredilmiştir. Bunları artık eski pozisyonlarına kavuşturmak fevkalade zordur. Birçoğunun tamir öncesinde alınmış sağlıklı fotoğrafları bile yoktur.

    Taklit fermanlar

    Sahaflarda ve turistlere hitap eden benzeri ticarî mekânlarda baştan sona sahte fermanlar, ya da üzerindeki boşluklar sonradan tezhiplenmiş berat ve fermanlar, uyduruk ve estetikten yoksun, ne hat sanatını ne de resim sanatını temsilden aciz hat veya resimli hat levhaları turistlere satılmaktadır.

    Yazma sayfalarına minyatür

    Yine bu gibi yerlerde rastlanan kim bilir hangi yazma eserden koparılmış sayfalar üzerine yazılar kapatılmak suretiyle resmedilen minyatürler de Türk sahaflarına hiç yakışmamaktadır. Sayfaları koparılarak minyatürle kapatılan bir yazma eserin müellif nüshası, ya da tek nüsha bir eser olmadığını kim söyleyebilir? Bu yazma eser katliamıdır ve çok çirkin bir uygulamadır.

    Asırların birikimini yok sayan Mushaf yayıncılığı

    Herhalde hepimiz kabul ediyoruz ki, hat sanatı Allah'ın ayetlerini onun sanına lâyık biçimde yazma aşk ve sevdasından doğmuş bir sanat dalıdır. Ve yine biliyoruz ki, Kur'an-ı Kerîm İslam asırları boyunca en güzel biçimde İstanbul'da yazılmıştır. Ama gelin görün ki, o muhteşem mirasın başkenti İstanbul'da estetik içerikten tamamen yoksun çelik çomak görüntüsünde düzmece yazılarla Kur'an yayıncılığı yapılmakta, kimileri sanki ilk defa kendileri böyle bir şeyi keşfetmiş gibi tevafuklar ihdası peşinde koşarken, bunları renkli basmak suretiyle Kur'an'ın asıl mesajını neredeyse öteleyen bir çizgiye düşmekten de kurtulamamaktadırlar. Diyanet İşleri yıllardır Mushaflar Tetkik Heyeti vasıtasıyla belli standartlara ulaşmadan basılmış Kur'an'ların piyasaya çıkarılmasına onay vermez, mühürsüz nüshaları da polis marifetiyle toplatırdı. Şimdi bu türden yüz binlerce matbu Kur'an dükkânlarda hem de Kur'an-ı Kerîm e yakışmayacak hürmetsiz bir görüntü içinde, kuyumcu nezaketinde değil, işportacı yaklaşımı ile satışa sunulabilmektedir. Torunları olmakla hamaset edip durduğumuz Osmanlı insanın hassasiyetlerinden ne kadar uzaklara düştük.

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Ahşaba, taşa, metale çirkin yansımalar

    Hat sanatı eserlerini ahşap, metal ve tas üzerine uygulayanlar ya düzgün hat örneklerine ulaşamıyorlar, ya da güzel ve sağlıklı eserlere ulaşsalar bile bunları bozarak güya eser üretiyorlar. Bu tür örnekler de hat sanatından anlayanlarca üzüntü ile karşılanmaktadır.

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Zevki selim sahibi olmak noktasında nesiller arasındaki derin irtifa kaybı sebebiyle günümüzde defin sonrası gerçekleştirilen mezar inşaları sırasında başa konan şâhidelerde yer alan yazılar çok çirkin bir görüntü arz etmektedir. Eski kabristanlar bir açık hava müzesi görünümünde iken, yeni mezarlıklar adeta birer taşlı tarlayı andırmaktadır. Taşradan yeni gelmiş, hiçbir eğitim almamış taşçı çıraklarının elinden çıkan oyma besmeleler ve hüvelbakilerin hat sanatı estetiği ile hiçbir alakası bulunmamaktadır. Üstelik bunlar imlâ olarak da büyük yanlışlar içermektedir.

    Böyle estetikten uzak ve kuralsız yazıları bir tarihî cami kapısında görmek daha da üzücü olmaktadır.

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Korunamayan mezar taşı kitabeleri

    Başta Karacaahmet ve Eyüp Sultan civarı olmak üzere İstanbul'un ve hatta Türkiye'nin pek çok bölgesine dağılmış tarihî kabristanlar, Türk kültürünün asırlar öncesine uzanan hafızasıdır. Tarih, etnografya, edebiyat, tıp tarihi bilimleri kadar hat ve süsleme sanatları ve taş işçiliğinin geçmişi bakımından da birinci dereceden önemli bir kaynak durumundaki mezar şâhideleri takip edilmek suretiyle pek çok sanat dalının asırlar içindeki gelişme seyrini izlemek mümkündür. Ancak yakın tarihte alınan birçok tedbire rağmen bu güzel taşların gün geçtikçe azalmasının önüne maalesef geçilememektedir. Bunların içinde harf güzelliği ve istif estetiği açısından hattatlara kaynaklık edecek, ilham verecek derecede güzel çok nadide örnekler bulunmaktadır.

    Hatları müzelere kaldırmak çözüm mü?

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Bir Osmanlı camii, planı kadar iç dekorasyonuyla da Osmanlıdır ve tarihî değeri haizdir. Eskiyen unsurlar zaman içinde bilinen restorasyon kuralları çerçevesinde elden geçirilir ve yeniden hayata katılır. Restorasyon bir ihtisas işidir ve pahalı bir iştir; asla aceleye getirilemez. Yakın tarihlerde tarihî camilerimizin özgün karakterleri, bir yandan bilgisizce müdahaleler, bir yandan da çini, halı, seccade, levha, şamdan vs. ne bulurlarsa çalıp götüren hırsızlar sebebiyle hayli kayba uğramıştır. Buralardaki sanat içerikli teberrükât eşyası korunamayınca bunları toplayıp müzelere götürmek bir çözüm yolu olarak görülmüşse de, ne yazık ki bu uygulama camilerin özgün karakterinin korunması konusunda pozitif bir yaklaşım içermemektedir. Yerinden alınan bir levhanın orijinali müzeye kaldırılırken, günümüzde hayli ilerlemiş tekniklerle üretilmiş birebir kopyasının yerine tekrar iadesi niçin bir çözüm olarak düşünülmesin.

    Yeni inşa camilerde hat

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Dernekler, vakıflar ve hatta özel teşebbüs tarafından yeni yerleşim alanlarında inşa edilen camiler konusu, çözülmeyi bekleyen pek çok problemi içinde barındıran başlı başına müstakil bir mevzudur. Biz iç mekânda tezyinî amaçla yer verilen hatlar açısından konuya yaklaşırsak, bunların ucuz işçilik ve ehliyetsiz ekipler sebebiyle estetik bakımından da, seçilecek metnin mekâna uygunluğu açısından da cami gibi ulvî bir mekânın kutsiyeti ile bağdaşmadığını üzülerek belirtmeliyiz.

    Ülkemizde yılda 2000 cami yapılmaktadır. Bunların büyük çoğunluğu mevcut mimarî mirasla asla uyuşmayan bir estetik düzeysizliği de maalesef yanında getirmektedir. İnşaatı tamamlanıp yapının içinin süslenmesine sıra geldiğinde, satıhta hiç bos yer bırakmayan yoğun tezyinat ve bol renk süs sanılmakta, bilinçli bir seçimden uzak bir biçimde cami iç mekânında olur olmaz yere serpiştirilmiş hatlar kendilerini okumaktan aciz sözüm Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?ona nakkaşlar eliyle duvarlara taşınmaktadır. Üzülerek söylüyorum ki, bu tatsız görüntülerden Diyanet Vakfı desteği ile yurt dışında inşa edilen pek çok sayıda cami de nasibini almıştır ve almaktadır. Kütahya çinicilerinin yurtta ve yurtdışındaki camilerde kullanılmak üzere ürettikleri çinilerde gördüğümüz hatların hemen %90'ı oradan buradan çalma kalıplardan aktarıldığı ve rekabet şartları sebep gösterilerek hattat istihdam edilmediği için maalesef çok kötü örnekler ortaya çıkmakta, camileri süslüyoruz derken tam tersi yapılmaktadır. Türkiye Kültür Bakanlığı, Valilik, Büyükşehir imkânlarını devreye sokarak, üniversite desteğini de yanına alarak bu ayıba bir son vermek zorundadır.

    Yazı sanatımızın eskimez ürünlerini büyük bir sevgi ve hassasiyetle korurken yazıda gelinen seviyeyi de muhafaza etmek ve sanatı ucuz ve aceleci bir üretim anlayışına feda etmemek zorundayız

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Şu salonda sabahın 11'inden beri sunulacakları izlemek üzere sabırla bekleyen çok değerli zevat basta olmak üzere tüm aydınlarımıza hat sanatı alanındaki birikimi gelecek kuşaklara taşımak noktasına ciddi görevler düşmekte olduğuna inanıyorum. Öncelikle konuyu sahiplenmek zorundayız diye düşünüyorum

    O sebeple,

    Müzelerde istihdam politikası, ilgili alan uzmanlıkları esas alınarak yeniden gözden geçirilmelidir.

    Envanter kayıtları, üniversitelerden de destek alınarak oluşturulacak uzman heyetler gözetiminde ve denetiminde tek tek gözden geçirilerek güncellenmeli ve envanter numarası olmayan eser kalmamalıdır.

    Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?Müze depolarındaki namüsait şartlara bir an evvel son verilmeli, eserlerin batı standartlarında korunduğu mekânlar oluşturulmalıdır. Bu konularda sponsor temininde yerel imkanlardan ve is çevrelerinden yararlanılabileceği acıktır.

    Restorasyonlarda yüklenici firmalar konuya daha özenle yaklaşmak ve her alanda uzman elemanlar istihdam etmek durumundadırlar. Bu yolu tek ve mecburi yol kılacak kanuni ve idari düzenlemeler vakit geçirilmeden devreye sokulmalıdır. Önüne gelen restoratör ya da nakkaş geçinmemelidir. Bu konunun hallinde üniversitelerden yararlanılabilir.

    Kültür Bakanlığı ve Vakıflar Bölge Müdürlüğü elemanları, restorasyonlardaki kontrolleri yürüten mimar ve mühendisler, kesinlikle alanlarında uzman eğitimi almış konuya vâkıf kişilerden seçilmelidir. Biz üniversite olarak bu elemanlara hizmet içi çerçevesinde eğitim verebiliriz. Bu iki devlet kurumu, hat sanatına ilişkin üretim ve restorasyon çalışmalarında yine bir devlet kurumu olan üniversitelerimizdeki kadrolardan yönlendirici ve onaylayıcı konumunda bilirkişilik hizmeti alabilir.

    Geçmiş kültür birikimini hazmetmiş, konu etrafında yeterli hassasiyeti müsellem akademisyenler ve sanatkârlardan faydalanmak konusunda kararlı ve musir bir politikaya ihtiyaç vardır.

    Şiirden musikiye, hattından mimariye bizi biz yapan değerleri ve güzellikleri ruhunda barındıran emsalsiz sanat mirasımızı tanımaya, tanıtmaya, korumaya ve gelecek nesillere sağlıklı biçimde taşımaya mecburuz. Geleceğin dünyasında ayakta kalabilmenin başkaca yolu bulunmamaktadır.

    Bu vesile ile paneli ve sergiyi düzenleyen basta Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı değerli arkadaşım Hüseyin Öztürk Bey olmak üzere tüm dostlara şükranlarımı sunuyorum.

    Kaynak: Prof. Dr. Hüsrev Subaşı'nın "Hat sanatı alanında günümüze intikal eden kültür mirası yeterince korunup değerlendirilebiliyor mu?" isimli tebliği, Hüsn-i Hat Buluşması, İBB Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı, Kültür Müdürlüğü, İstanbul, 2008.

     

     

     

    Sonraki içerikSonraki içerik

    menüsüne ait diger içerikler...

    1. Şevki Efendi'nin 34 sayfalık Evrâd-ı Şerîf'i Hat Eserleri Galerisinde...
    2. Hat Sanatları Müzesi
    3. Bir güzel insan daha sırlandı: Ali Öztaylan
    4. kalemguzeli.org 1 yaşını doldurdu
    5. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri sahiplerini buldu
    6. Süleyman Çelebi'nin Vesiletü'n-Necat adlı eseri
    7. "Hat: Bir Medeniyet Çizgisi" Belgeseli
    8. Çini ve Minyatür Sanatçısı Fatma Şan ile Söyleşi
    9. Hattat Mustafa Râkım Efendi'ye ait üç levhanın tıpkıbasımı yapıldı
    10. Bir İstanbul Hatırası
    11. Hattat Muhammed Hamdi Yazır Hayatı ve Eserleri Kitabı - Dr. Necmi Atik
    12. M.Uğur Derman'ın Türk Hat San'atından Seçmeler kitabı yayımlandı

     

    Site Hakkında

    ARAMAARAMA
    Hat Eserleri Galerisi


    Hat Eserleri Galerisinden...

    Levha - Eseri büyük olarak görmek için tıklayınız

     
     
    Sayfa başına dön Bu sitede yer alan eserlerin tüm hakları sahiplerine aittir. Sahiplerinden izinsiz kopyalanamaz,
    çoğaltılamaz ve başka mecralarda yayınlanamaz. Tüm hakları Yayın sponsoru: OrtaklarWeb tasarım: Korelasyonsaklıdır.

    Kalem Güzeli - www.kalem-guzeli.org 2008 - 2018