Kalem Gzeli - Trk Hat Sanat. www.kalemguzeli.org
 Kalem Güzeli - www.kalemguzeli.org - Türk Hat Sanatı -



  • ?sküdar Sempozyumu - Hezarfen Hattat ?sküdarlı Necmeddin Okyay

  • ?sküdar Sempozyumu - Hezarfen Hattat ?sküdarlı Necmeddin Okyay

    Yirminci yüzyılın ilk üç çeyre?inde, renkli ki?ili?iyle ?sküdar῾ı temsile layık bir sanatkar hüviyetini sürdüren üstad Necmeddin Okyay῾la önceleri hoca-talebe, sonra da baba-o?ul yakınlı?ıyla yirmi yılı a?an bir beraberli?imiz oldu. Buna dayanarak, ölümünden 27 yıl sonra ?sküdar Sempozyumu῾nda onu -zamanın elverdi?i nispette- ?sküdarlılara tanıtmayı bir vecîbe addediyorum. Kendileriyle ?ahsen muarefesi bulunanlar da artık azaldı?ından, bu konu?mamla hiç olmazsa onlara da Ustad῾ı hatırlatmı? sayılaca?ım muhakkaktır.

    Okyay῾ın evi -kırk yıldan fazladır artık ailenin mülkü olmamakla beraber- ?sküdar῾ın Toygartepesi semtindeki ?air Ruhi Soka?ı῾nda hala duran 5 numaralı ah?ap evdir, Soka?ın kar?ı sırasındaki bir evde de "Said Pa?a imamı" lakabıyla anılan mevlidhan Hasan Rıza Efendi (vefatı: 1887) oturmaktadır. (Mehmed Akif merhumun bu zatla ilgili latîf bir ?iiri "Said Pa?a imamı" ba?lı?ıyla Safahatın 7.kitabı olan Gölgeler῾de okunabilir), ilahi bir cezbe haliyle ya?ayan Hasan Rıza Efendi, 1882 yılının Eylül aynıda, hiç mutadı olmadı?ı halde kar?ı kom?usunun kapısını çalar ve: "Bir o?lun olacak, ismini Necmeddin koy!" diyerek yürür gider. ?sküdar Mahkeme-i Ser῾iyesi῾nin ba?katipli?iyle beraber -babadan müntakil- Yenicami imam ve hatipli?ini de sürdüren Mehmed Abdünnebi Efendi, ke?fi açık kom?usunun bu sözleri üstüne, o ak?am rüyasında, yatak odasının penceresine bir kuyruklu yıldız kondu?unu görür. Aradan dört ay kadar geçince, 28 Ocak 1883 günü, beklenen Mehmed Necmeddin do?ar.

    Küçük Necmeddin, ya?ı dört sene, dört ay, dört güne eri?ti?inde -Osmanlı teamülüne göre- ibtidaî tahsili için evlerinin yakınındaki Karagazi (Karakadı) mahalle mektebine ba?ladı ve üç yıl hitamında buradan mezun olduktan sonra Kasabzade Mehmed Efendi῾den Kur῾an-ı Kerim hıfzını ilerletti. Müteakiben Ahmediye-?avu?deresi semtleri arasındaki Ravza-i Terakki isimli (bugünkü adı: Halil Rü?dü İlkö?retim Okulu) hususi mektebin, önce ibtidaî kısmını üçüncü sınıftan ba?layarak o yıl bitirdi; aynı yerde orta tahsilini sürdürdü. Bu esnada rik῾a, dîvanî ve celi divanî yazılarını rü?diye (orta mekteb) seviyesine göre me?k edip icazetini aldı; yine o sıralarda hafızlık e?itimini de, Kasabzade῾nin vefatı sebebiyle mektebin hocası Hafız ?ükrü Efendi῾den tamamladı. Ravza῾nın hat muallimi Hasan Tal῾at Bey, genç Necmeddin῾deki istidadı görünce, kendisini Nuruosmaniye Medresesi῾ndeki yazı odasına 1902 yılında götürerek, oranın hocası olan Filibeli Hacı Arif Efendi῾ye (1836-1909) devamını sa?ladı. Arif Efendi, Bakkal lakabıyla tanınan bir hat üstadıydı ve medreseye gelen birçok meraklıya sülüs-nesih yazlarını me?k ediyordu.

    Genç Necmeddin῾in birincilikle mezun oldu?u Ravza-i Terakki, devrinin en kudretli ö?retim müesseselerindendi. Nitekim, aynı senelerde buradan feyz alan ?u üç arkada?, seksenli ya?larında mesleklerinin pîri unvanını almı?lardır:

    1- Necmeddin Okyay (1883-1976): ?eyhü῾l-hattatîn
    2- Hafız Ali ?sküdarlı (1885-1977): Reisü῾î-kurra
    3- Burhan Felek (1889-1982): ?eyhü῾l-muharrirîn

    Rü?diye tahsilini bitirdikten sonra lise e?itimi için ?sküdar idadîsi῾ne giren Necmeddin, buraya bir yıl devam etti. Ancak salı günleri hat me?ki almak üzere Nuruosmaniye῾ye gitmesine müsaade edilmeyince tahsilini bırakma?a karar verdi; zaten devlet memuru olmak gibi bir niyeti de yoktu. Bu arada eline geçen bir ebru (ebrî) ka?ıdı, ö?renmek i?tiyakında olan bu gencin fevkalade ilgisini çekdi. Bu san῾atı yegane bilenin ?sküdar ?zbekler Dergahı ?eyhi Hezarfen Edhem Efendi (1829-1904) oldu?unu da düyunca, kendisinden ebruculu?u tahsil etmek üzere Sultantepesi῾ndeki Dergah῾a çıkmayı i? edindi.

    Ebrunun yanı sıra, ahar denilen ka?ıt cilalama usullerini ve biraz da ince marangozlu?u ö?renmi?ken, Edhem Efendi fani ömrünü tamamlayıverdi. Ancak hocasından kazandı?ı birikimleri genç Necmeddin istîdadıyla geli?tirdi. Bilhassa, ebru ka?ıdındaki renklerin imtizacı konusunda, o vakitler Toygartepesi῾nde oturan ?sküdarlı ressam Hoca Ali Rıza Bey῾den (1858-1930) çok faydalandı.

    Hafızlıktaki derecesini ilerletmek için Kaptanpa?a Camii imamı me?hur Hafız Nazif Efendi῾den (1861-1931) a?ere ve takrîb, ayrıca ?inili Camii imamı Nuri Efendi῾nin cami derslerine devamla ilmiye icazetnamelerini alan Necmeddin, bunu alanların kullandı?ı "efendi" unvanına da hak kazanmı? oldu. Bu arada Konyalı Vehbi Efendi῾den is mürekkebi îmalini ö?rendi. Sultan tepesi῾nde oturan Sultan Aziz῾in okçuba?ısı Seyfeddin Bey῾le tanı?arak onunla kemanke?lik çalı?malarına katıldı. Okmeydanı῾ndaki hedef okçulu?u denemelerinde ancak 680 gez (1 gez- 66 santimetre) uzaklı?a atabildi. Halbuki kabza (okçuluk icazeti) alabilmek için en az 800 gez atmak gerekiyordu. Bununla beraber, Necmeddin Efendi biri 1920῾de, di?eri 1940῾da olmak üzere Okmeydanı῾nın Vakıflar idaresince satı?ını iki kere önlemek, Cumhuriyet devrinde yeniden Okspor isimli kulübü kurmak ve 1934῾de çıkarılan soyadı kanunu uyarınca kendisine Okyay῾ı seçmekle bu tarihî spordan hiçbir zaman kopmadı?ını gösterdi. Ancak Okmeydanı῾nın 1950῾den sonra devletçe "yokmeydanı" haline getirili?inin ve tarihî Türk okçulu?unu bilen yegane ki?i olarak kalmanın elemiyle ömrünü sürdürdü. O ya?lı halinde bile, meraklılara "Ya Hakkk!" nidasiyle ok atı?ı gösterirken, sanki yirmisindeki delikanlılı?ına avdet ederdi.

    Bizim yine eski yıllara dönmemiz gerekiyor; çünkü Necmeddin Efendi῾nin ö?renecekleri henüz bitmedi! Bakkal Arif Efendi῾ye devamı sırasında eline bir ta῾lîk yazı geçen genç Necmeddin, bu hat nev῾inden çok ho?landı ve bunu hemen ö?renmek arzusuna kapıldı; ta῾lîk hattının o yıllardaki en büyük ismi Sami Efendi῾ye (1838-1912) mülakî olu?unu kendisi ?öyle anlatırdı: "Biz ta῾lîk yazmak istedi?imiz sırada kendilerinin biricik kızı vefat etmi?, üzüntüsünden yazı göstermiyordu. ῾Sultan Hamid irade etse göstermez, lakin bir reddedemeyece?i kimse ?zbekler ?eyhi Edhem Efendi῾dir῾ dediler. Hemen, ebrî hocamız olan ?eyh Efendi῾ye ko?tuk. Bizi Sami Efendi῾ye götürdü. Derse ba?ladık. Ertesi hafta gitti?imizde, arkada?ım Abdülkadir῾in me?kine baktı, ῾Bir daha böyle gelirsen, kendimi ῾evde yok῾ dedirtirim῾ dedi. Benim me?kimi de ?öyle elinde sallayıp: ῾Al bir mel῾abe-i sibyan (çocuk oyunca?ı) daha!῾ demez mi? Dünya ba?ıma yıkıldı zannettim. Bir dahaki sefere çalı?maz mısın? Sonraki hafta korkudan titreyerek gittik. Me?ke ?öyle bir baktı. ῾Hmm, bizim tekdirin faide-i azimesi (azarlamanın büyük faydası) görülmü?῾ dedi. Hazret῾in vefatına kadar on sene kendilerine devam ile çok feyz. aldık". 1905῾de ta῾lik hattından, 1906῾da sülüs-nesih yazılarından, eski üstadlara taklîden yazdı?ı kıt῾alarla, hocalarının icazetine hak kazanan genç Necmeddin, ö?renmek hususunda bo? durur mu? Hocaları hayatta kaldı?ı müddetçe onlardan nasîb alma?a gayret etti. Kendisinin di?er yazı nevilerinden de behresi bulunmakla beraber, Sami Efendi῾nin yönlendirmesiyle ta῾lîk ve celî ta῾lîk hatlarına daha çok e?ildi; bunlarla kıt῾a ve levhalar yazmayı tercih etti. Mermer üstüne hâkkolunmu? hayli mezar kitabesi ve ?enberlita?῾daki Piyer Loti evinin kitabesi (1920) de Necmeddin Efendi῾nin kaleminin eseridir.

    ?urası mutlaktır ki, hat san῾atı İslam῾ın kitabı Kur῾an-ı Kerîm῾in en güzel ?ekilde yazılması gayretinden do?mu?, lakin kısa zamanda sahasını geni?letmi?tir. Rönesans devri sanatlarındaki dînî a?ırlık dü?ünülürse, hüsn-i hattın olu?masındaki bu temayül tabiî sayılır. Osmanlı devrinde de hatla u?ra?anların ço?u önce bir dînî tahsil almı?lar, hatta ömürleri boyunca dînî hizmetlerde bulunmu?lardır, İslamiyet῾te ruhban sınıfı olmadı?ı cihetle, cami hizmetleri, günde be? kere yapılan toplu ibadete mihraba geçerek önderlik etmek (imamet) ve kılınan her cuma namazı öncesi minbere çıkıp hutbe okumak (hitabet) ile sınırlı kalır. Bu hizmetler, di?er vazifelilerle nöbetle?e yürütüldü?ü için, imam-hatip zümresinin meraklı ve çalı?kan olanları ilim ve sanatla u?ra?ma?a rahatlıkla zaman ayırabilmi?tir. Necmeddin Okyay῾a da, do?du?u ?sküdar῾daki son klasik mimarî örne?i olan Yeni Valide Camii῾nin ikinci imameti -babasının 1907῾deki vefatıyla- intikal etmi?. Onun daha sonra birinci imam ve hatip olarak 40 yıl sürdürdü?ü bu hizmeti sırasında daha neler, nelerle u?ra?aca?ını birazdan anlataca?ım.

    1908 yılına gelindi?inde, 25 ya?ındaki Necmeddin, ?sküdar Yeni Valide Camii῾nin ikinci imamı, muhtelif yazı çe?itlerinden icazet sahibi genç bir hattat, ebru san῾atkarı, ka?ıt terbiyesinde ve mürekkep imalinde usta, okçulukta mahir bir sporcu ve ayrıca eski hattatların eserlerini toplama?a ve onları inceleyerek hattın inceliklerini kavrama?a çalı?an zekî ve dikkatli ?ahsiyetiyle kar?ımıza çıkıyor. Dikkatine ?u vakıayla i?aret etmek istiyorum: Camide vazifeli oldu?u sıralarda, avludaki musluklarda abdest alanların cebinden para çalan bir yankesici camiye dadanmı?. Hadise birkaç defa tekrarlanınca, oranın sorumlusu sıfatıyla Necmeddin Efendi bundan büyük bir rahatsızlık duymu? ve namaz evveli muslukların önünü uzaktan tarassut altına almı?. Uzun bir takipten sonra, nihayet yankesiciyi suçüstü yakalamı?, i? mahkemeye intikal etti?inde, adam suçunu hakimin huzurunda inkara kalkı?mı?; bunun üzerine Necmeddin Efendi hırsızlı?ın bütün kaide ve inceliklerini göz önüne serecek ?ekilde, olanları hakime nakledince, ?a?ıran hırsız; "Bu hoca, muhakkak yankesicilikten yeti?medir." diyerek, suçunu mecburen kabullenmi? ve mahkum edilmi?!

    1914 yılında Cagalo?lu semtinde açılan "Medresetü῾l-Hattatîn" isimli ö?retim müessesesine -artık yazdı?ı hat levhaları sa?da solda görülme?e ba?layan- genç Necmeddin῾i hoca olması için, müdür Arif Hikmet Bey (vefatı:1918) davet etmi?. Fakat, gitti?inde kendisine sormadan, yanlı?lıkla talebe olarak kaydetmi?ler. O, buna "Demek ki daha ö?reneceklerim varmı?" diyerek itirazda bulunmamı? ve sülüs hattını Kamil Efendi῾den (1861-1941) ders alarak ileriye götürmü?, Tu?rake? Hakkı Bey῾den (1873-1946) de celi sülüs ve tu?ra ö?renmi?. Lakin diplomasını 1918῾de almazdan iki yıl evvel, 1916῾da ebru ve Ahar muallimi olarak Medresetü῾l-Hattatîn῾e tayin edilip ö?renci yeti?tirme?e ba?lamı?, i?te o sıralarda, Medrese῾ye gelerek kendisinden çiçekli ebru yapmasını isteyen tanımadı?ı birinin arzusunu gerçekle?tirmek için u?ra?ırken, bunda da muvaffak olmu?. Bu tarz ebrûya daha sonra Necmeddin Ebrusu adı verilmi?tir. O yıllarda, camideki vazifesi icabı, henüz sarık-cübbe kıyafetiyle dola?mak hakkına sahip bulunan Necmeddin Efendi῾nin sür῾atli yürüyü?ünü, talebesinden Süheyl ?nver (1898-1986) hocamız: "Cübbesi, yolda giderken Necmeddin Efendi῾nin arkasından yeti?emezdi!" cümlesiyle anlatırdı. Medresetü῾i-Hattatîn῾deki "Hat ve Hattatlar Tarihi" dersinin muallimi olan ?air Hüseyin Ha?im Bey (1861-1920) de felekiyat (astronomi) tabirlerini kullanarak yazdı?ı ?u kıt῾asında Necmeddin Efendi῾yi, bakınız ne kadar ihatalı tanıtıyor:

    Hattat Necmeddin-i ?sküdarî Hakkında:

    Gerçi meclâdır o necm-i dîn ü hatta ?sküdar,
    Pertevî zanneyleme, eyler o semte inhisar.
    Kevkeb-i evc-i zekâdır, ?ems-i burc-ı iktidar,
    Asumân-ı hüsn-i hat eyler anınla iftihar.

    (Gerçi o din ve hal yıldızının parladı?ı yer ?sküdarsa da, ı?ı?ını sadece o semte yaydı?ını sanma. Zekanın doru?undaki yıldız, iktidar burcundaki güne? mertebesinde olan Necmeddin῾le hüsn-i hattın gökleri iftihar eder.)

    Yine o yıllarda Süleymaniye῾deki Kanunî Sultan Süleyman Mektebi῾yle Bostancı ve Erenköy mekteblerinde hat muallimli?ine ba?layan Necmeddin Efendi, hattatlı?ının da verdi?i imkanla zer-endûd levhalar hazırlama?a ve yazılı ebru denemelerine a?ırlık verir; lakin, bu ikincisi için önceleri, çok zahmetli bir usulle çalı?mı?tır: Ka?ıda yazdı?ı yazının etrafını oyarak, çıkardı?ı harfleri bir ba?ka ka?ıda arapzamkıyla yapı?tırıyor, kuruduktan sonra ebru teknesine attı?ında, yapı?ık harflerin altındaki kısım suyun sathındaki boyaları almıyor ve ıslanan harfler yapı?tıkları yerden ayrılınca, yazılı kısımlar ka?ıdın renginde kalıyor. Fakat, çok zaman alan bu usulü Necmeddin Hoca dikkati sayesinde kolayla?tırmı?tır. Harfleri yapı?tırmakta kullandı?ı arapzamkı mahlülünün kazara dı?a ta?tı?ı yerlerde de ka?ıdın boya kabul etmedi?ini bu arada gözden kaçırmadı?ı için, yazılan bir defa da, ka?ıdın üstüne do?rudan arapzamkı mahlülüyle yazmayı tecrübe ederek çok mükemmel neticeler alıyor.

    Necmeddin Hoca, Tu?rake? Hakkı Bey῾le yakınla?ınca ve gülcü ?ükrü Baba῾yı da tanıyınca, onlardaki gülcülük merakına kendini de kaptırmı?tır. ?sküdar῾daki ah?ap evinin ulu a?açlarla dolu 4000 m2῾lik bahçesinin bir bölümünü 1926῾da gül yeti?tirme?e ayırmı? ve burada 400 çe?ide kadar gül yeti?tirmi?, yarı?malara katılıp madalyalar almı?tır. İ?in asıl ho? tarafı, bir gülün botanik künyelerini Latince olarak bilmesi ve gördü?ü cinsi bu isimle tanımlamasıydı. ?stad῾daki ?u gül a?kına bakınız ki, benim kendilerine mülaki oldu?um 1955 yılında bile, artık eskisi gibi me?gul olamadı?ı için, yine de kırk çe?it gülü kalmı?tı. 1961῾de Toygartepesi῾ndeki evinden Ko?uyolu῾nda bir apartman katına ta?ınınca gülden de, bahçesinden de kopmak mecburiyetinde kalan Necmeddin Efendi, talebesinden Ali Alparslan῾ın, 1963 yılında vazifeyle bulundu?u Londra῾dan kendisine mükemmel bir gül katalogu göndermesi üzerine, ?u hazin kıt῾ayı ona cevaben yazmı?tı:

    Güllerin kar?ımda her an, solmadan durmakdadır,
    Hem tema?asıyla gönlüm ?ad-man olmakdadır.
    Eski bagçem hatıra geldikçe dîdem hün olur,
    ?imdi gül resmiyle Necmi geçmi?i anmakdadır.

    Hat koleksiyonu da sür῾atle büyüyen Necmeddin Hoca῾nın eline 1925 yılında bir mücellidin terekesinden klasik cilt yapımında kullanılan ?emse kalıpları geçer. Birdenbire eski tarzdaki mücellidli?e kar?ı içinde heves uyanır. Kendi gayreti ve biraz da mücellid Bahaddin Efendi῾nin (1866-1939) yardımıyla kısa zamanda bu i?i de ba?arır, çünkü hayat lügatinde "bo? durmak" yoktur, "daima çalı?mak" vardır. Sadece eline geçen cilt kalıplarıyla yetinmez; dostlarından Hacı Vesim Pa?azade Lutfi-i Mevlevi Bey῾in yardımları ve Darbhane῾ye devamı sonunda ö?rendi?i "galvanoplasti" usulüyle eski kalıplardan yenilerini elde etmeyi ba?arır ve ortanca o?lu Sami (1911-1933) ile beraber mükemmel eserler vücuda getirirler. Cilt kalıplarından yazı çerçevesi yapmak da bu devrinin mahsulüdür. ?ç o?lu içinde müstesna sanatkarlı?ıyla dikkati çeken o?lu Sami῾nin henüz 22 ya?ındayken peritonitten vefatı, Necmeddin Hoca῾yı hayli sarsar, lakin "Bakî kalanın ancak Allah oldu?u" inancıyla teselli bulur. Sami῾nin Yeni Cami῾deki cenaze namazını, imamete geçip de kıldırma?a baba olarak nasıl dayanabildi?ini kendilerine sormak gafletime Hoca῾nın cevabını unutamam: "Resulullah, ci?erparesi İbrahim῾in namazını kıldırma?a nasıl dayanabildiyse, öyle!". Sırası gelmi?ken Necmeddin Efendi῾nin di?er iki evladından da bahsetmeliyim: Deniz Albayı olan büyük o?lu Nebih Bey (1907-] 983) emeklili?inde altın oygu olarak hat (tu?ra) ve tezyinat kesmesiyle ünlendi; küçük o?lu Sacid Bey (1915-1999) ise Devlet Güzel San῾atlar Akademisi῾nde ebru ve ?emse cilt muallimi olarak 37 yıl hizmet etti.

    1910῾da Medresetü῾l-Hattatîn kadrosunda ba?layan hocalı?ını, buranın kapatılmasıyla, 1925῾de Hattat Mektebi, 1929῾da ?ark Tezyini San῾atlar Mektebi adını alarak sürdüren yeni müesseselerde; nihayet 1936῾dan itibaren Devlet Güzel San῾atlar Akademisi῾nin Türk Tezyini San῾atları ?ubesinde sürdüren Necmeddin Okyay, 1948῾de ya? haddinden emekliye ayrılmakla beraber, evi meraklı talebeye her zaman açıktı. 1955 yılında hat me?ki için müracaatımda, beni kendisine götüren Yeni Cami kayyımı Saim Efendi, ders ücretinin ne kadar olaca?ını sormak garabetinde bulununca, Hoca῾nın büyük bir ?a?kınlıkla cevabı: "Biz parayla ö?renmedik ki, parayla ö?retelim! Bu mevzulardan sakın bahsetmeyin" olmu?tu. Sonraki ziyaretimde götürdü?üm ?ekercigüzeli῾nin badem ezmesini görünce de : "Sizi böyle ?eyler getirmekten men ederim evladım. ?ünkü o zaman ö?reti?im hasbî olmaktan çıkar, bir kar?ılık almı? olurum" demi?ti. Aslında, tarihimiz boyunca eski üstadların hepsi, hususi hat ö?retimlerini maddî kar?ılık beklemeden gerçekle?tirme?e özen göstermi?lerdir.

    Bu çok cepheli zatın bir ba?ka hususiyeti de, Osmanlı topraklarında ya?ayan muhtelif kavimlerin Türkçe῾yi konu?malarındaki lehçe farklılıklarım bir tiyatro artisti kadar ba?arıyla taklit edebilmesiydi. Sadece bununla da kalmaz, ba?ta Sami ve Edhem Efendilerle İbnülemin Mahmud Kemal Bey ve Gülcü ?ükrü Baba olmak üzere, tanıdı?ı bazı zevatın konu?malarını da mimiklerine varana kadar aksettirirdi. Dinlerken gülmekten katılırdınız; bulundu?u toplantılara sohbetiyle ne?e katardı. Osmanlı toplulu?unda mutad olan ?ifahi kültürü bütün nükteleriyle aktarmanın çok ba?arılı bir temsilcisiydi, Batıda namını duyan İlahiyat ve ?arkiyat alimleri İstanbul῾a u?radıklarında ziyaretine gelirlerdi. Bunlardan Prof. Dr. Muhammed Hamidullah῾ın (1908-2001), Necmeddin Efendi῾yle görü?mesinden sonra, onu, gıyabında "bakıyyetü῾s-salihîn" (salih ki?iler zümresinin sona kalanlarından) olarak vasıflandırmasını daima hatırlayaca?ım.

    Necmeddin Hoca῾nın imzasız Osmanlı hat eserlerinin ekserisinin kime ait oldu?unu, hatta yazılı? senesini, mü?ahede ve müktesebatıyla tespit edebilmesi büyük bir hayranlık uyandırırdı ve bu veçhesiyle adeta bir "sanat velisi" hüviyeti ta?ırdı. Hayatı boyunca "bilen bir hattat ?uuruyla" kendi topladı?ı emsalsiz hat eserlerinin pek ço?u 1960 yılında Topkapı Sarayı Müzesi῾ne intikal etmi?tir. Bu koleksiyonda hüsn-i hattın yanı-sıra, tezhip sanatının da fevkalade örnekleri mevcuttu. Necmeddin Hoca, tezhip sanatıyla fiilen u?ra?mamakla beraber, Devlet Güzel San῾atlar Akademisi῾nin hocaları Rikkat Kunt (1903-1986) ve Muhsin Demironat῾ın (1907-1983) klasik tezhip yolunu bulmalarına rehberlik etmi?; ayrıca, kitap sanatlarına dair tabir ve ıstılahları da dikkatle toplayarak zamanımıza eri?tirmi?tir. Zira, ya?lılı?ında bile, bu sanatlara faydalı olmak gayesini bir an olsun kaybetmemi?ti. ?stadın kendi yazdı?ı hat eserleri de en ziyade Mimar Sinan ?niversitesi῾nde olmak üzere, Topkapı Sarayı ve Türk-İslam Eserleri müzelerinde, bazı hususi koleksiyonlarda bulunmaktadır. Ne yazık ki, Mimar Sinan ?niversitesi῾nde saklanan yazılarından azımsanmayacak bir bölümü, üç yıl kadar önce dolabıyla birlikte kaybolmu?tur.

    Müstesna yaradılı?ıyla, Necmeddin Okyay birçok hüneri nefsinde topladı?ı için "hezarfen" (bin sanat sahibi) lakabıyla anılmı?tır. Onun ebru hocası Edhem Efendi de aynı lakapla yad edilir. Necmeddin Efendi, ebced hesabıyla tarih dü?ürmekte de pek mahirdi. Aruz ö?renmedi?i halde, yazdıklarının vezni yerinde olur, bu da çevresindeki aruz bilenleri ?a?ırtırdı. Dü?ürdü?ü tarihlerden Sami Efendi için olanını naklederek bu bahsi de kapayalım:

    Serfürû eyler cihan, tarîh-i Necmeddin için:
    Göçdü Sami, kaldı Rakım mesleki üsladsız...
    1330 (1912)

    Ba?ta Neyzen Emin Dede (Yazıcı, 1883-1945) olmak üzere, birçok na?me?inas dostu bulundu?u halde, Necmeddin Efendi, nedense musikiyle ilgilenmemi?tir; makamlardan sadece acem-a?irân῾ı tefrik edebildi?ini söylerdi. Ancak "?sküdar a?zı" denilen tilavet üslubuyla Kur῾an-ı Kerîm okurken, makamları tiz sesiyle tabiî olarak birbirine münasip ?ekilde sıralardı. Hatta, Yenikapı Mevlevîhanesi῾nde teravih kıldırmak için imamete geçti?inde, muzipli?i ile me?hur arkada?ı hattat ve musiki?inas ?mer Vasfi Efendi (1880-1928) müezzinlik ederken, olmayacak makamlar gösterse de, Necmeddin Hoca tabiat-i musikîyesiyle mihrapta bunlara mükemmelen uyarmı?. Bu hal "Deli" lakabıyla maruf ?mer Efendi῾ye merak olur ve "Ulan, seni açmaza dü?ürmek için gösterdi?im makam seyirlerini ve kararlarını mûsiki bilmedi?in halde nasıl yakalıyorsun? Hayret ediyorum!" dermi?. Böylesine dolu dolu yeti?mi? olan Okyay üstadımızın samimiyet ve tevazu içinde ara sıra tekrarladı?ı ?u sözünü de hiç unutamam; "Evladım, zamanın en iyi hocalarından ders gördüm amma, kendim bir ?ey olamadım" Oysa kendileri, yukarda isimleri sıralanan üstadların dürülüp bükülüp bir bedende toplanmı? hali gibiydi. Bazılarını genç, bazılarını da orta ya?larındayken tanıyıp da sohbet halkalarına dahil oldu?u zevat-ı kiramın bir kısmını ?uraya sıraladı?ımda, Osmanlı kültür mihraklarının XX.y.y.῾daki numunelerini rahmetle anmı? olacaksınız: Abdülaziz Mecdi Efendi (Tolun, 1865-1941), Ahmed Celaleddin Dede (Baykara, 1853-1946), Ahmed Naim Bey (1870-1934), Ahmed Remzi Dede (Akyürek, 1872-1944), Hafız E?ref Efendi (Ede, 1876-1954), Müderris Ferîd Bey (Kam, 1864-1944), Elmalıh Hamdi Efendi (Yazır, 1879-1942), ?sküdarlı ?air Tal῾at Bey (1858-1926), Debreli Hoca Vildan Efendi (1853-1924). Necmeddin Efendi῾nin hüsn-i hat konusunda en çok gorü?üp anla?tı?ı hattat ise, Macid Ayral (1890-1961) merhumdu. Hatta onun vefatından sonra: "Macidim gitti, elimdeki eserler öksüz kaldı" cümlesini zaman zaman tekrarlardı.

    ?zerindeki 14 çe?it rahatsızlı?ı da "hastalık koleksiyonu" olarak görüp, bunu bütün nüktedanlı?ıyla yazı koleksiyonculu?u alı?kanlı?ına ba?layan Necmeddin Hoca, son yıllarında arasu (glokom) ve perde (katarakt) illetleri dolayısıyla görme hassasını neredeyse kaybetmi?ti ve ömrünce ba?landı?ı sanatlar, ona artık yüzlerini göstermez olmu?lardı. Fakat "çalı?mak", hayatı boyunca kendisinin bütün hücreleriyle gerçekle?tirdi?i bir fiildi. Doksan üç yıllık aziz ömrünün bir anını bo?a harcamadan, önce ö?renmek, sonra da ö?retmek ?evkiyle yanıp tutu?an ve bir ibadet hazzıyla çalı?an merhum üstadın bu hali, rühuna o derecede i?lemi?ti ki, vefatından üç gün önce, Haydarpa?a Numune Hastanesi῾ndeki son görü?memizde hatırını sordu?um vakit, hasta yata?ından kısık sesiyle: "?lmeye çalı?ıyorum" cevabını vermi?ti!

    Nihayet 5 Ocak 1976 pazartesi sabahı fani ömrü tükenen ve -isminin manasına göre- dînin oldu?u kadar, faaliyetleriyle sanatın da yıldızı olan hocamızı, ertesi gün, yıllarca hizmet etti?i ?sküdar Yeni Valide Camii῾nden ö?le vakti kaldırıp Karacaahmed Sultan῾da o?lu Sami ve dokuz yıl önce kaybetti?i refîkası Seniye Hanım῾ın yanına sırladık. Lakin, kabrine konulan latin harfleriyle yazılmı? kitabe, bu büyük sanatkarın ?anına hiç yakı?masa da, o, eserleriyle ya?ama?a devam ediyor, edecek... Yeri gelmi?ken, ?u sempozyumu tertipleyen ?sküdar Belediye Ba?kanlı?ı῾na da eski bir ricamı tekrar hatırlatmalıyım: Her ?eyiyle ?sküdarlı kalan bu büyük sanatkarın adının, son yıllarını geçirdi?i Do?ancılar - Viran Saray soka?ına verilmesini sabırla bekliyorum. Böylece ?stad῾ın ismi ?sküdar῾da abad edilmi?, o sokak da "viranlık" dan kurtulmu? olacakttır.

    Hocamızın bir yazılı ebrûsunun hazırlanı? hikayesini anlatarak, konu?mamı artık nihayetlendirmeliyim: Ebrûculukta kullanılan ve Hindistan῾dan geldi?i için tedariki zor olan, morumsu vi?ne çürü?ü renkli lök boyasının Mısır ?arsısı῾ndaki bir dükkanda bulundu?unu i?iten Necmeddin Efendi bu boyanın pe?ine dü?er. Lakin o gün 13 Kasım 1918῾dir ve 30 Ekim῾de imzalanan me?῾um Mondros mütarekesini müteakip, gemilerle gelen İngiliz-Fransız kuvvetleri istanbul῾u i?gale ba?lamı?lardır. Lök boyasını temin eden ve ba?ına bir i? gelmemesi için vapura binmeyip, sandal tutarak yabancı askerlerin arasından güçbela ?sküdar῾a dönen Necmeddin Hoca, evine zorlukla eri?ir. Aradan neredeyse be? yıl geçtikten sonra, 6 Ekim 1923 günü yabancı kuvvetlerin gemilerle İstanbul῾dan ayrılı?ını, limanı gören bahçesinden dürbünle seyrederken, o ne?῾e ile evine girip "Gel keyfim gel" celi ta῾lîkini ebrulu olarak yazar ve renkleri serperken i?gal günü zorlukla buldu?u lök boyasını da bilhassa kullanır. Tekneden çıkardı?ı eserini kurutup seyretmek maksadıyla önüne aldı?ında, bir yandan kahvesini yudumlarken, heyecanından fincanını "Gel keyfim gel" in üstüne döker; i?te görülen lekeler bunlardır. Sanırım, Necmeddin Efendi çapında bir sanatkar için, geli?lerinde kendisiyle beraber bütün Türkleri hüzne bo?an i?gal kuvvetlerine kar?ı, gidi?lerinde bundan daha keyifli ve sanatkarca bir intikam dü?ünülemezdi!

    ?sküdar῾ın sanki gürül gürül akan tarihî bir memba çe?mesinden, bu konu?mamla dinleyicilerime ancak birer tas sunabildi?imi sanıyorum. Anlattıklarımın, muhabbetten kaynaklanan bir mübala?a oldu?unu dü?ünebileceklere de ?unu samimiyetle açıklamalıyım ki, söylediklerim fazla de?il, noksandır bile!

    M.U?ur Derman (Prof., Mimar Sinan ?niversitesi)

     

     

     

    Sonraki içerikSonraki içerik

    menüsüne ait diger içerikler...

    1. ?evki Efendi῾nin 34 sayfalık Evrâd-ı ?erîf῾i Hat Eserleri Galerisinde...
    2. Hat Sanatları Müzesi
    3. Bir güzel insan daha sırlandı: Ali ?ztaylan
    4. kalemguzeli.org 1 ya?ını doldurdu
    5. Cumhurba?kanlı?ı Kültür ve Sanat Büyük ?dülleri sahiplerini buldu
    6. Süleyman ?elebi῾nin Vesiletü῾n-Necat adlı eseri
    7. "Hat: Bir Medeniyet ?izgisi" Belgeseli
    8. ?ini ve Minyatür Sanatçısı Fatma ?an ile Söyle?i
    9. Hattat Mustafa Râkım Efendi῾ye ait üç levhanın tıpkıbasımı yapıldı
    10. Bir İstanbul Hatırası
    11. Hattat Muhammed Hamdi Yazır Hayatı ve Eserleri Kitabı - Dr. Necmi Atik
    12. M.U?ur Derman῾ın Türk Hat San῾atından Seçmeler kitabı yayımlandı

     

    
    Site Hakkında

    ARAMAARAMA
    Hat Eserleri Galerisi


    Hat Eserleri Galerisinden...

    Besmele - Eseri büyük olarak görmek için tıklayınız

     
     
    
    Sayfa başına dön Bu sitede yer alan eserlerin tüm hakları sahiplerine aittir. Sahiplerinden izinsiz kopyalanamaz,
    çoğaltılamaz ve başka mecralarda yayınlanamaz. Tüm hakları Yayın sponsoru: OrtaklarWeb tasarım: Korelasyonsaklıdır.

    Kalem Güzeli - www.kalem-guzeli.org 2008 - 2019